Hepimiz Ortak Dişi Atadan mı Geliyoruz?-Mitokondriyal Havva"'Mitochondrial Eve'"Nedir?

0
 
 Neden Mitokondriyal Hava deniliyor?
Mitokondriyal dna, anneden çocuğa doğrudan geçer. Bu kalıtım işleminde babanın hiçbir etkisi yoktur. Dolayısıyla benim mitokondriyal dna'm bana annemden, onunki anneannemden ve onunki onun annesinden kendisine miras kalmıştır. Bu bu şekilde sürer gider. (erkeklerin de elbette mitokondrileri vardır, ancak bunları aktarmazlar.) 
Mitokondrinin evrimsel özelliğine kısaca değinecek olursak, mitokondriler hücre içindeki küçük vücutlardır. 2 milyar yıl önce, o zamandan beri eşeysiz basit bölünmeyle üredikleri hücrelerin içine yerleşen, bir zamanlar serbest dolaşan bakterilerin kalıntılarıdır. 
1987'de bir grup genetik uzmanı Nature dergisinde şaşırtıcı bir çalışma yayınladı ve araştırmacılar günümüzdeki önemli etnik gruplarından 147 kişiden alınan mitokondriyal DNA'yı (mtDNA) inceledi. Araştırmacılar, bugün yaşayan tüm insanların soyunun, insanlığın aile ağacındaki iki daldan birine düştüğünü buldular. Bu dallardan biri, Afrika soyunu içeriyor, diğeri ise bazı Afrika soyları dahil olmak üzere diğer tüm grupları içeriyor.
 Daha da ilginci genetikçiler, şu anda Dünya üzerindeki her insanın  soyunun, 200.000 yıl önce yaşamış olan tek bir ortak dişi ataya kadar gittigi sonucuna vardı. Çünkü insan soyunun bir kolu Afrika kökenlidir diğeri de aynen Afrika soyunu içerir, çalışmanın yazarları Bu kadının yaşadığı yerin Afrika olduğu sonucuna varmışlardır. Bilim adamları bu ortak kadın atasına Mitochondrial Eve adını verdiler.
Araştırmacılar, bu projeye 1980 yılında yapılan bir başka genetik keşfine dayanarak karar verdiler. Dr. Wesley Brown, iki insanın mtDNA'sını karşılaştırdığınızda, diğer iki primatın mtDNA'sından çok daha benzer olduğunu fark etti.Brown, aslında, iki insanın mtDNA'sının, aynı türdeki diğer iki primatın mtDNA'sı oranla, sadece yarısı kadar farklılığa sahip olduğunu buldu .
 
Mitokondri nedir? 
Her hücremizde binlercesi kaynaşan, küçük, pastil biçimli gövdeler. içleri boş ama zarımsı tabakalardan oluşan bir yapıları var. Bir kimya fabrikasının üretim hatlarına benziyor bu zarlar. Hücrenin ihtiyaç duyduğu enerji bu santrallerde üretiliyor. Onlar olmasa anında ölürdük. fi tarihinde bir vakitlerde bunlar bakteriydiler ve sebepsiz yaşıyorlardı. Başka bakterilerle bir olup daha büyük hücrelere yerleştiler. Kendimizi içinde bu evcilleşmiş bakteri topluluklarının yaşadığı yüz milyonlarca kere yüz milyon hücreden ibaret bir yapı sayabiliriz. Mesela  bedeninizdeki mitokondrileri uç uca dizsek o zincir burdan çine yol olmayı geç, dünyanın etrafını iki bin kez dolaşır.
Mitokondrilerin kendi dna'sı var. Hiçbir cinsel karışıma katılmıyor, bedenimizin ana çekirdek dna'sıyle birleşmiyor, başka mitokondrilerinkiyle de ilişkiye girmiyor. Aseksüel mizantrop münzevi komşularımız bunlar. Pek çok başka bakteri gibi bunlar da bölünerek çoğalıyor. Her iki yavru da ilk kromozomun tam bir kopyasını miras ediniyor. Cinsel iliski faaliyeti başka dna'ları nesilden nesile bozup değiştirse de, mitokondriyal dna böyle deil. 

Mitokondriler nesilden nesile sadece anne üzerinden aktarılıyor. Nedeni şöyle: Agresif Spermler bile en fazla birkaç mitokondri taşıyabilecek büyüklüktedir ve taşıdığı o birkaç mitokondrinin sağladığı enerji sayesinde kuyruğunu çırpa çırpa yumurtaya varır ama kafayı yumurtaya soktuktan sonra kuyruğu dışarıda kalır, tabii mitokondriler de. Yumurta öyle deil,kocamanlar ve sıvıyla dolu iç kısımlarında zengin bir mitokondri kültürü yaşar. çocuğun bedenine tohumu veren de işte bu kültürdür. Yani erkek de olsanız kadın da, sahip olacağınız tüm mitokondriler annenizden annanenizden ona da annesinden annanesinden gelir. iki dede iki nine ve onların da ikişer dede ve ninesinden hangisinden geleceği belli olmayan ve herhangi birinden gelme ihtimali diğerininkiyle aynı olan çekirdek dna'ya benzemez yani mitokodriyal dna.
Mitokondriyal dna'nın da kusuru ise, mutasyona yani kopyalamadaki rastgele hatalara karşı bağışık olmaması. Hatta, hücrelerimizin çağlar boyunca geliştirdiği hata düzeltme mekanizması bunlarda olmadığı için kendi dna'mızdan çok daha hızlı mutasyon geçirirler.Sizin mitokondriyal dna'nız ile benimki arasında birkaç fark bulunur ve bu farklara bakarak atalarımızın ne kadar zaman önce birbirlerinden koptuğunu anlayabiliriz. Atalarımızın değil aslında, yalnızca dişi dişi dişi çizgisindeki atalarımızın. Zira takip edeceğimiz çizgide sadece analar var. Babanızın kim olduğu önemli değil o zincirde, anneniz kim ona bakılacak. Bir İngiliz Lordunun ya da Kızılderili siyu şefinin torunu ya da Atatürk`ün askeri olmakla övünebilirsiniz ama mitokondriyal dna'nız size güler geçer. Onun için annenizin safkan bir Avustralyalı mı Çinli mi ya da Kalaharili mi olduğu önemlidir. Bu saflık çizgisinin bir benzeri de erkekler üzerinden tanımlanabiliyor; orada da sadece erkek soy üzerinden taşınan y kromozomu esas alınıyor.
 Ähnliches Foto
Californiya Berkeley'den Allan Wilson ve çalışma arkadaşları seksenlerde dünyanın dört bir yanından yaşayan 135 kadının "dizin"lerini örneklediler. Aralarında Avustralya aborijinleri, yerli Gine dağlıları, yerli Amerikalılar, Avrupalılar,Çinliler,Afrikadan çeşit çeşit halklar.Her bir kadını diğerinden ayıran "harf" değişikliği sayılarına baktılar. Sonra bu verileri bilgisayara yükleyip, ulaşabilecekleri en "cimri" soyağacını çıkarmasını istediler ondan. Yani birinin diğerine en az sayıda harfle benzemesini sağlayan soyağacını. Zaten her ihtimali hesaba katarak bir ağaç aramaya kalkışsak karşımızda bir orman bulurduk. Buna hiçbir bilgisayarın da gücü yetmezdi.O yüzden rastgele örnekler seçtiler, aralarında en cimri olanları buldular, bunların ortak özelliklerini saptadılar ve oradaki en cimri ağacın da bu özelliği taşıdığını farz ettiler.
Ve görüldü ki, en cimri ağaç Afrika'da kök salmıştı. Yani hepimizin dişi büyük atası Afrika'da yaşamıştı. Afrikalı havva idi o. Bazıları bu bulguya itiraz ettiler: en dış dallar Afrika dışında olabilir, Afrika dışında da aynı derecede cimri ağaçlar bulunabilir, dediler; bilgisayar muhtemel ağaçlara başka sırayla baksaydı başka bir sonuca ulaşabilirdi, dediler.
İkinci sonuç da şuydu ve bunu tartışmak pek de mümkün değildi: Havva anamız belki Afrikada yaşamamış olabilir ama ne zaman yaşadığından nerdeyse emin olabiliriz. Zira mitokondriyal dna'nın hangi hızla evrimleştiğini biliyoruz ve dolayısıyla ağaçtaki her dalın üzerine yazacağımız tarih yaklaşık olarak belli. Bu hesaba göre, mitokondriyal Havva bundan 150-200 bin yıl önce yaşadı.
Afrikalı Havva'dan önce başka Havva yaşamadığı iddia edilmiyor burada. Bu mitokondriyal Havva'nın modern insanın "en yakın" atası olduğu söyleniyor sadece. O da homo sapiens türünün üyesiydi. Ama biliyoruz ki hem Afrikada hem de Afrika dışında çok daha erken zamanlara ait homo erectus fosilleri bulundu. Hatta homo habilis gibi daha uzak atalarımız da vardı ve onların da fosilleri Afrikadan çıktı. Yani Afrikalı Havva bizim ilk Havvamız değil, soyumuz Afrikadan geldiyse bile bu Afrika`dan gelen ilk göç dalgası olduğumuzu anlatmıyor. belki 1,5-2 milyon yıl önce bir vakitte homo erectus atalarımız Afrika`dan dışarıya çıkıp ortadoğu ve asyaya yayıldılar koloniler kurdular.Bir başka deyişle, Afrikalı Havva kuramı, daha erken asyalıların yaşamadığını değil, yaşayan torunlarının bugün olmadığını söylüyor. fakat şu kesin galiba: Ne kadar geriye gidersek gidelim, hepimiz Afrikalıyız.
Bildergebnis für mitochondrial eve 

Afrikalı Havva deyince aklımıza yaratılış anlatılarındaki gibi tek bir kadın geliyor olabilir.  
Yanlış.Aynı zamanda yaşamış başka kadınlar da olabilir, her iki cinsiyetten yoldaşları hem çok sayıda hem de çok doğurgan olmuş olabilir. Günümüzde yaşayan bir sürü torunları da olabilir bu kadınların. Ama bütün o kadınların mitokondrilerinin tüm torunları yok oldu, zincir bir noktada koptu ve "erkek" üzerinden devam etti. (benzer kopuş y kromozom zinciri için de bahis konusudur.)
En doğru ifade şu: mitokondriyal Havva, tüm modern insanların salt dişi soy çizgisiyle kökeni olduğu söylenebilecek, tarihsel olarak bize en yakın kadındır.Tartışılan ise, bu kadının nerede ve ne zaman yaşadığıdır; yoksa bir zamanlar bir yerlerde yaşamış böyle bir kadın kesinlikle var.

Are we all descended from a common female ancestor? | HowStuffWorks 
Bilimsel Adem ve Havva dinlerde bahsedilenden farklı
Mitokondriyal Havva'nın bizim "en yakın ortak atamız" olduğunu da düşünmeyeceğiz. En yakın ortak ata sıfatı burada eksik ve yanıltıcı. Doğrusu, onun bizim "salt dişi çizgisindeki" en yakın ortak atamız olduğudur. Yoksa insan soyundan gelmenin dişi yolundan başka milyonlarca yolu da var. Genetik ırmağımızda akıntıya karşı kürek çeksek nice Adem nice Havva çıkar karşımıza. Mitokondriyal Havva bunlardan sadece biri. Irmağın ne kadar geniş derin ve hızlı aktığını düşünürsek mitokondriyal Havva'mızın bize en yakın Havva olması ihtimali de çok zayıf. O sadece "dişi yol"dan geriye gittiğimizde karşılaşacağımız en yakın Havva.
Şimdi Havva'ya geri dönelim.Öncelikle şu konuya açıklık getirmek lazım.Adem ile Havva kesinlikle bir çift değildi.Çünkü bugünkü koşullarda Havva'yı ve Adem'i belirlerken en yakın ortak ata prensibini kabul etmek durumundayız. Yani, bugün tüm insanlığın en yakın ortak atası 60.000 yıl önce yaşamış Adem ise, bir felaket sonucu insanlığın bir bölümü yok olduğu takdirde insanlığın en yakın ortak atası birdenbire 20.000 yıl önceki bir Adem'e dönüşebilir. 60.000 yıl öncekinin geçerliliğini yitirmesinin sebebi de, dediğimiz gibi onun artık en yakın ortak ata olmamasından kaynaklanır. Aynı durum Havva için de geçerli. Bu durumu daha rahat anlayabilmek için daha ekstrem bir örnek verelim. Küresel bir sel felaketi olduğunu ve dünya nüfusunun %99.9'unun yok olduğunu varsayalım. Yalnızca himalayaların yüksek kesimlerinde yaşayan geniş bir ailenin hayatta kaldığını varsayalım. Bu durumda insanlığın Adem'i 60.000 yıl önce yaşamış kişi değil, o ailenin en büyük erkeği olacaktır.Çünkü o dakikadan insanlığın sonuna kadar olan süreçte, insanlığın başlangıcı o kişiye dayanmış olur.
Günümüz bilgileriyle sizin mitokondriyal dna'nızla benimkini yanyana koyup kıyasladığımızda en yakın ortak anamızın kaç yıl önce yaşadığı konusunda bilgi almak mümkün. Bunu her ülkeden belli sayıda denekle gerçekleştirdiğimizde ise mitokondriyal Havva'ya ulaşmak da aynı şekilde mümkün. Bugün elimizdeki verilere göre mitokondriyal Havva bundan yaklaşık 200.000 yıl önce, y kromozomsal Adem ise bundan yaklaşık 60.000 yıl önce yaşamış. Arada bu kadar fark olmasının nedeni de gayet açık aslında. Bir kadın ne kadar doğurgan olursa olsun, meydana getirebileceği çocuk sayısı oldukça sınırlıdır ancak erkek için bu durum böyle değil. Uygun boyutlarda bir haremi olan bir erkek, bir kadına kıyasla çok daha rahat bir biçimde tüm insanlığın ortak atası konumuna gelebilir. Dolayısı ile mitokondriyal dna'larımız vasıtası ile geçmişteki annelerimizle genetik açıdan bağlantı kurarak nereden geldiğimizi bulabiliriz.
Kaynaklar,
1.https://science.howstuffworks.com/life/evolution/female-ancestor.htm
2.http://s-f-walker.org.uk/pubsebooks/pdfs/Richard_Dawkins_River_Out_of_Eden.pdf
3.https://www.nature.com/articles/325031a0
4.https://en.wikipedia.org/wiki/Mitochondrial_Eve


Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.
Yorum Gönder (0)
Our website uses cookies to enhance your experience. Learn More
Accept !